Yeraltı Edebiyatı

Yeraltı edebiyatı olarak adlandırılan edebi tür sert, aykırı, eleştirel, alkolizm, cinsellik, küfür ve sıradışılık gibi unsarlar ile gerçekle hayal dünyasının dışa vurumu şeklinde adlandırabiliriz. En azından ben öyle adlandırlıyorum.

19.yy sonlarında doğuyor yeraltı edebiyatı… Peki 19.yy’da ne oluyor…

icat ve keşifler artıyor, Tıp, matematik, fizik, kimya, biyoloji, elektrik ve metalurji gibi alanlarda gelecek yüzyılın hızlı gelişen teknolojik yeniliklerinin temelleri atılıyor.Demiryolları taşımacılığının başlamasıyla gelen sanayi devrimiyle beraber birçok ülkede kentleşme hareketleri başlıyor ve dünyadaki birçok büyük şehrin nüfusu, bu dönemde bir milyonun üstüne çıkıyor. Bunda tıp alanındaki gelişmeler de etkili oluyor tabi.. Dünyanın kalan keşfedilmemiş bölgeleri (Antarktika ve Arktika’nın ulaşılması zor yerleri hariç) keşfediliyor ve 1890larda dünyanın hassas ve detaylı bir haritasının ortaya konmasına da vesile oluyor.

Marquis de Sade (1740-1814) yeraltı edebiyatının bilinen ilk öncülerinden.

Sizin tanrınız oğlunu çarmıha gerdiyse; kim bilir bana ne yapar?”

“İyilikseverlik nasıl zayıf ruhlara özgü bir erdemse, nankörlük, bir kötülük olmaktan çok, güçlü ruhlara özgü bir erdemdir.” 

Sade, yazdıkları ile ‘başkalarına acı çektirmekten hoşlanma’ olarak adlandırılan ‘Sadizm‘in fikir babası olmuştur. Erotizm ve şiddetle ilgili kitapları yaşadığı dönemde epey yadırganmış hapse atılmıştır. Ancak yazdıkları başka yazarlara ilham kaynağı olmuştur.

Charles Bukowski (1920-1994) onlardan biri midir bilemem ama yeni nesil için yeraltı edebiyatı denildiğinde ilk akla gelen isimdir.

“Afrikaya ilaç göndermeye karar vermiştik; fakat hepsinin üzerinde “tok karnına” yazıyordu.”

“Ben de küçük şeylerden mutlu olabilirim ama bu kadar bokun arasında o küçük şeyleri çıkarmaya üşeniyorum.”

“Cinsel ilişki; şarkı söylerken ölümün kıçına tekmeye basmaktır.”

Türkiye’den ise Küçük İskender var.

Türkiye de hem bir eşcinsel hemde yeraltı edebiyatı yapan bir şair…Benim şahsi fikrim öncüler veya dünyada takdir görmüş yazarlardan ziyade Küçük İskender’in bende yeri ayrıdır. Benim ülkemde benimle ayını manevi değerlerle sokağa çıkan ülkemde ki ağaç için Ali için aynı duyguları paylaştığım benim sözlere dökemediğim duyguları dışa vuran bir şairdir benim için.. Bende öyle…

“Mehmetler ölüyor, Aliler öldürülüyor çünkü Ayşelerse doğuştan ya dul ya evli Ayşe bazen çok Ali”

“yalnızlık… ”sen ne profesyonel bi kaltaksın! bütün şehir üstünden geçse, daha gelen var mı diye soracaksın.””

Bana kalırsa etkileme, süsleme çabası olmadan okuyucunun da ne düşündüğü ve ne düşündürmek istediğinin bir önemi olmadan çıkıyor eserler… İşte bu sebeple yeraltı edebiyatının kapitalizmle birlikte gelen duygu boşluğunun yarattığı boşluğun yalın bir şekilde dışa vurumu olduğu düşünüyorum, seviyorum da.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s