“Baba İntihar Öyle Edilmez Böyle Edilir” 


Sen dönme yolundan çatılsın kaşlar
Ey oğul aldırma, yarılsın başlar
Kaç yıldır dört yana attığın taşlar
Getirdi Eşref’le hizaya seni

Bak dünya ne güzel, bu sitem niye,
Ettim ben adımı sana hediye.
Mutluyum ey oğul babanım diye,
Çarptırma hicvinle cezaya beni!

Lütfi Oğuzcan 

Lütfi Oğuzcan, oğlu Ümit Yaşar Oğuzcan için yazmıştı bu dizeleri… Oğlunu şiirlerle büyütmüş,  Faruk Nafiz Çamlıbel hayranlığını oğluna da aşılamıştı. Ümit Yaşar, söylentilere göre yirmi dört kez, kendi söylemine göre ise üç kez intihara teşebbüs etmişti. Her intihar haberini aldığında içini evlat acısı kaplıyor, çocukken oyunlar oynayan, kavga ettiği arkadaşlarını muzurlukla şikâyet eden, on altı yaşında elinde gazeteyle ona koşan “baba şiirlerim basılmış” diyen oğlu Ümit’in ölümle kurduğu vazgeçemediği bağına, sitemini yine şiirle dile getirmişti.

Lütfi Oğuzcan, artık sadece oğul Ümit için kederlenmiyor, torunu Vedat içinde endişeleniyordu. Oğlunun bir intihar haberini torunu Vedat’ın yanındayken almış, Vedat’ın gözlerinde endişeden çok öfke görmüştü. Bedeni titriyor sinir nöbeti geçiriyordu. Genç bir delikanlının, veda bile etme gereksinimi duymadan gitmek isteyen “Baba”sının ardından hissettiği acı ve öfke belki de bir babanın “evlat” için hissettiğinden daha ağır olmalıydı.

Ümit Yaşar, günümüz gençlerince pek bilinmese de döneminin en önemli şairlerinden, kitap satışları milyonları aşmış bir şairdi. Şiirleri birçok kez bestelenmişti fakat Oğuzcan, ölümle ilişkisinin yaşamla olduğundan daha kuvvetli olduğunu sık sık dile getiriyordu.

Ölürsem Şaşırma / Ölebilirim

Ölürsem, ağlama / Yine Gelirim

Ölürsem, seslenme / Uyuyacağım

Ölürsem, üzülme / Yaşayacağım

Ölürsem, bekleme / Geri dönmem

Ölürsem, ölme / Sensiz edemem.

(Son Mektup)

Erol Günaydın da kaleme aldığı otobiyografi kitabında Oğuzcan’ın intiharlarından bahsedecekti;

“Biz artık alışmıştık Ümit Yaşar’ı Kenter Tiyatrosunun kulisinden acile kaldırmaya…”

Peki, oğul Vedat? Alışabilmiş miydi babasının acile kaldırılmasına… Anlamlandıra bilir miydi yaşamı tanıma fırsatı bulmadan daha, ölüme istek duyulmasını?

Öyle bir ölürüm ki adeta var olurum

tumblr_nk8gx7efTL1r69mqno1_500Ümit Yaşar Oğuzcan’ın oğlu Vedat Oğuzcan, 6 Haziran 1973’de Galata Kulesine gitti avucunun içinde sıkı sıkaya tuttuğu not kâğıdına bakarak bir fincan kahve ve bir kadeh konyak içti. 17 yaşındaydı, yaşam ve ölüm arasında ki gerilimi daha fazla kaldıramamıştı, Galata Kulesi’ne bu kez çıkan Çelebi değildi ve kollarını açtığında yere çakılmasını engelleyecek kanatları yoktu. Atlayarak hayatına son verdi. Baba, Oğuzcan artık “ACILAR DENİZİ” idi.

6 Haziran 1973

“Açarken ufkunda güller alevden”
Çıktı, her günkü gibi gülerek evden
Kimseye belli etmedi içindeki yangını
Yürüdü, kendinden emin
Sonsuzluğa doğru
Galata Kulesi’nde bekliyordu ecel
Bir fincan kahve, bir kadeh konyak
Ölüm yolcusunun son arzusu buydu
Bir adam düştü Galata Kulesi’nden
Bu adam benim oğlumdu

6 Haziran 1973
Galata Kulesi’nden bir adam attı kendini
Bu nankör insanlara
Bu kalleş dünyaya inat
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
“Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat”…

İntihar, gidenin ve gitmeye teşebbüs edenin, bazen fazlasıyla romantik bir sitemi, bazen bir yardım çığlığı, çaresizliğin çaresi, kederin sonlandırılışı… Dış dünyada olmamayı yeğlemesidir… Hayata geliş kişinin kendi kararı değildir fakat ölüm bu denli yıkıcı ve etkileyici iken yaşamama hakkının kendine ait olma hissi ile Vedat babası sayesinde çok küçük yaşta tanışmıştı.

Gidenin ardındakilere ise, ondan haller, tavırlar, eşyalar, alışkanlıklar, hatıralar kalır. O, artık dış dünyada olmayacaksa kalanın içinde yaşamını sürdürür. Belki de, öyle bir ölür ki adeta var olur.

Ümit Yaşar Oğuzcan, gitmeye teşebbüs eden olarak sürekli tecrübe ederken ölümü, 6 Haziran 1973 tarihinde evlat ölümü ile gidenin ardında kalandır artık. Yirmi dört kez intihar girişiminde bulunan biri olarak, intihar edenin arkasından hep söylenen “başka yolu yok muydu, bu kadar çaresiz miydi” sorularını sormuş mudur bilinmez ama o artık şiirlerinde hayatın boşluğunu, ölümü ve acıyı işleyecektir.

… Neler karıştı böyle ansızın kanımıza

Biraz şarkı, biraz keder, biraz zehir

Ölüm de yaşamak kadar çirkin midir?

Ki durmadan akıyor zamanımıza…

(Derinlik Sarhoşluğu)

İntihar, sadece kişinin kendine yönelik bir eylemi olmaktan çıkar ve diğerlerini de etkileyen bir eylem haline dönüşür. İntihar eden kişi geride bıraktıklarına isteyerek ve ya istemeyerek hayatları boyunca taşıyacakları pişmanlık, keder, öfke ve suçluluk duygusu bırakır. Vedat ise avucunda tuttuğu kâğıtta babasına bir de not bıraktı.

“Baba intihar öyle edilmez, böyle edilir”

Hazal Sinem Kaplan

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s